.

NEXT STATION : LONDON

22 Mart 2011

Uçsuz bucaksız "Ocean Beach"

San Diego'nun Alaçatı'sı. "Surf"ün merkezlerinden birisi Ocean Beach. Fotoğrafta fuzuli yere beni aramaya kalkmayın. 100 kiloluk bir bedenin bir tahta parçası üzerinde kendini dengede tutması fizik kurallarına aykırı.


Denizi diğer beachlere göre biraz daha kirliydi ama yine de uçsuz bucaksız haliyle görülmeye değerdi.


Bu da biz ve birkaç velet işte!

16 Mart 2011

"Pacific"im "Beach"im

Uzatmayacağım çünkü görünen köy kılavuz istemeyecek. İşte Pacific Beach:


San Diego'ya 40-45 dakika uzaklıkta, 300 metre de gitsen hala dizlerine gelen denizi, bizim ülkeye dönüşten bir hafta sonra aynı yerde bir kişinin canına kıyan köpekbalıkları, sabah 6 da gidip uyuyakaldığımız, polis tarafından uyandırılıp, bir daha uyumamız halinde hakkımızda işlem yapacağını söylediği, haftasonlarımızın vazgeçilmezi, dünyanın somut cennetlerinden biri.



Şu an evde bu postu hazırlamayı değil, orda umarsızca güneşlenip, yüzmeyi hayal edelim. Gevşeyelim, gevşeyelim, eveeet çok güzel. Neyse polis geliyor, uyanın!!!

15 Mart 2011

Palmiyeler ve "Santa Monica"

Bu ara hep santalardan gidiyoruz ama söz, bu sonuncusu. Santa Monica, Los Angeles'a 15-20 dakika uzaklıkta, California'nın en güzel beachlerinden birine sahip güzel bir kasaba. Santa Monica College bölgenin en önemli okullarından diye geçiyor. Daha otoparka gelir gelmez başladık fotoğrafları çekilmeye. Bu güzellik karşısında bir saniye daha bekleyemezdik. Bu arada fotolarda gördüğünüz kişi Fatmagül'ün yengesi Mukaddes Yenge değil, bizzat ablam. Saçlardan ötürü bi yanlış olmasın da! :P


Bu memlekete bayağı bir aç düşmüş olacağız ki kendimizi acilen güzel bir yer bulmaya adadık. Tabiki günü kurtaran mutfak yine İtalyanlarınki oldu. Benim sebzeli lazanya dışındaki mamüller tarafımızca pek de beğenilmedi aslında. Ablamın klasik kremalı tavuklu fettucine sevdası bile pek tatmin etmedi onu, o kadar açlığa rağmen. Caco'nun pizzasından hiç bahsetmiyorum bile. :)


Karınlar doyunca mutlu mesut attık kendimizi yollara. Laf kalabalağına gerek yok. Binlerce palmiyeyle çevrilmiş, kocaman caddesiyle işte Santa Monica sokakları

Dipnot: Ablam ordaki dansözden daha iyi dansediyordu. Sol alttaki fotoğrafta da iddiasını gözler önüne seriyor zaten. Anadolu'nun bööğründen kopmuş gelmişiz ne de olsa...

14 Mart 2011

Jet Sosyete Hesabı "Santa Barbara"

Kulaktan dolma bilgilerle keşfettiğimiz bir yer burası. Açıkçası Amerika'ya gitmeden önce şahsı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tamamen ordaki arkadaşlarımızın bitmek bilmeyen methleri sonucu gitmeye karar verdiğimiz bir yer. İyi de etmişiz. Ladies and gentleman, please welcome SANTA BARBARA (Böyle daha havalı oluyor).


Los Angeles'a arabayla 45 dakika mesafede olan Santa Barbara, izlenimlerimize ve daha sonradan araştırdığımız bulgulara göre jet sosyetenin nabzının attığı yermiş. Sosyete nerde, Türkler orda tabiki. Bakınız bizzat bir garden partinin içindeyiz, üstelik dans ediyor, eğlenir gibi yapıyoruz. :)


2010 da tekrar ayak basıp, oralara gitmemek olur mu hiç? Santa Barbara sokakları ve biz

Burası da arabımızı park ettiğimiz yerin yanıydı hemen, güzel bir sahil. Herhalde en eğlenceli vakti burada geçirdik. Ay aman denizleri aş da gel kurbanın olam hesabı pozlarımız çekiliyor, veda öncesi son buselerimizi alınlarımıza konduruyorduk.


Ne yiyeceğim derdinden sizi kurtaran İtalyan restaurantlarından biri. Lazanya çok yağlıydı ama gerçek tramisu bu yediğim olmalıydı.


Oldu o zaman.

13 Mart 2011

Ekmek kapım "San Diego" :)

Bu fikir 2008 ayının Mart ayında nerden geldi girdi beynime bilmiyorum ama öyle iyi bir fikirmiş ki hayatımın gidişatını epey bir etkiledi. "Work and Travel" programından bahsediyorum, Türkçe meali "Çalış ve Gez" olan programdan. Üniversitedeki ilk yılımın bitişi ve hayatımda ilk kez yurtdışına çıkıyor olmam. Allah'ın Trabzon'undan Amerika'nın en dibine gidecek olmam, 20 yaşında, tek başıma!

Bisiklet taksicilik Amerika'da sadece New York ve San Diego'da var. San Diego'nun New York'a göre daha küçük, daha ucuz ve suç oranı Amerika'nın en düşük şehri olması kendimi orda bulmama sebep oldu diyebiliriz. İstanbul'dan San Diego'ya nasıl gittim anlatmayacam çünkü kafasında ufacık da olsa gitme fikri olan insanların hayallerini yıkmak istemiyorum. Türkiye'den aracı şirketle ulaştığım Türk bisiklet kiralama dükkanı sahibi abimin verdiği oryantasyon sonucu haftalık 175 dolara kiraladığım bisikletimle artık sokaklardayım. Fayton düşünün, ben at görevi görüyordum. Ama Amerika'da insan emeğine dayanan işler o kadar değer görüyordu ki, aldığım bahşişler zaman zaman istediğim ücretin bile üzerinde oluyordu. :)


Resimde sağ altta gördüğünüz kişi Santa, pedicabçilerin babası. Pedicabçi biz oluyoruz bu arada. Santa homeless(evsiz) bir hayatı tercih etmiş, 900 dolar işsizlik maaşı olan, 7 sene önce Müslüman olmuş inanılmaz bir insandı. Onun üzerindeki çiftte ilk müşterilerim. Kadını ilk gördüğümde Cameron Diaz zannetmiş olmamda sıkıntı yok bence? O da kendini öyle sanıyordu zaten.

Burası da Meksika sınırı, outletin kalbi, hafta içi paraları kazanıp, hafta sonu sıfırı tükettiğimiz yer


Veee Gizem San Diego'da. Aynı şirketle Amerika'ya maceraya atıldığım okuldan yakın arkadaşım, Ohio'dan bizim buralara uçtu, arabamızı kiraladık ve 12 gün boyunca toplamda dört kişi California'nın tozunu fena attık.


Amerika'ya gidip Beyzbol maçına gitmemek olmaz tabi. San Diego bu konuda başarılı şehirlerden biriydi herhalde ki, stadda boş yer yoktu. Yalnız bir sorun vardı, biz beyzbol nasıl oynanır bilmiyorduk, maç boyunca sadece ööööyle bakıyorduk. Mesela maç bitmişti, ama biz hala oturuyorduk.


Burası da San Diego Convention Center. Amerika'daki birçok ulusal ve uluslararası kongrelerin ve toplantıların yapıldığı yer. Dünyaca ünlü Comic-con festivali de burada yapılıyor. Akşam vakti yapabildiğimiz en yaratıcı şey isimlerimizin baş harflerinin bulunduğu kapıların altında fotoğraf çektirmekti. İdare edin işte ;)


2008 de ordayken, 2010'da tekrar orada olabileceğim ihtimalini hiç düşünmemiştim aslında. Abla kardeş enişte ayaklandık ve geçtiğimiz yaz Amerika'yı yeniden keşfettik. İşte San Diego sokakları ve biz & biz ve San Diego sokakları


Bu da Midway. Pearl Harbor savaş gemilerinden biri. Acayip büyük, üzerinde onlarca savaş uçağı yer alan Amerika'nın şu anki önemli müzelerinden biri. Sağ alttaki fotoğrafı orada yaratmayanı dövüyorlardı.


Midway'in hemen yanındaydı bu heykeller, bizim iq larımızın 10 a düştüğü dakikalar olacak ki çok eğleniyorduk. Etrafımızda bize bakan kötü bakışları farkedip geçmişini okuduk arkadaşların. Savaş gazileriymiş meğer, utandık ve topuk!


The Fish Market Restaurant San Diego'nun en sosyetik restaurantı. E biz de Türk olunca hemen yerimizi aldık tabi. Burası aynı zaman da balıkları çiğken de satın alabileceğiniz bir balık kasabı. Yemekler mi? Anlatılmaz ki! Buyrun...


Hazır yemekten girmişken olaya, 21 yaş altındayken bulunduğum ve içkili olması sebebiyle giremediğim Fred's Mexican Cafe'yi anlatayım. Amerika'nın en ünlü fajitacıları diye geçiyor literatürde. Evet zamanı gelmişti, artık büyümüştüm, 22 yaşındaydım ve Fred's in meşhur Margaritasını yudumlarken mutluluk pozu verebilecektim.


Sea World (Deniz Dünyası) San Diego'nun dünya çapındaki atraksiyonlarından biri. Yorgunluktan geberdiğimiz ama biletini aldığımız için gidelim bare dediğimiz, enişte Caco'nun: "Siz makinelere binin, ben sizin fotoğrafını çekeyim" tarzı iyimser cümleleri, yunuslar, balıklar, zartlar, zurtlar...


Olmazsa olmaz Coronado Island. San Diego'ya korkunç bir köprüyle bağlanan ve high society dediğimiz kısımın yaşamayı tercih ettiği masalsı ada. Bu da manzarası. Google Earth hesabı :)


San Diego: gelecekte hayatımı kurmayı planladığım şehir. 2012 de okul da bitiyor. E iki senede bir gitmek belliki alışkanlık da yapmış Bu bir mesaj olabilir mi?

Sea World : 59$
Midway : 15$

Yemek fiyatları kişi başı ortalama 15-25 dolar arası. Fuzuli bilgileri kafamda tutmayı severim ama 9 ay geçmiş, bişeyi de abartmayın. :P


13 Aralık 2010

"Body Worlds" İçimizde İçimizde

Aslında Next Station için San Diego yazmıştım ama Body Worlds'ün İstanbul'daki son günleri olduğu için biraz torpil geçeyim dedim kendisine.Aylardır kurduğumuz cümleydi:" Evet yaaa! Gidelim bu haftasonu" ve nihayet bir hafta sonu nasip oldu. İlk tavsiye: HAFTASONU GİTMEYİN! Aksi takdirde bir saate yakın sıra bekleyebilirsiniz. Beklerken de aşağıdaki gibi tırsak tırsak fotolar çekilir durursunuz. Ama tırsacak bişe yok. 3-5 yaşındaki çocuklar oynaya oynaya dolaşıyorlar içeride. Body Worlds göründüğünden daha eğlenceli ama bir o kadar da gerçek!


Body Worlds nedir hacı derseniz , plastinasyon yoluyla dönüştürülmüş 200'ü aşkın otantik insan örneğiyle (bedenlerini tıp dünyasına bağışlayan insanlar), insan bedeninin formunu, güzelliğini, işlevini ve potansiyelini anlatan,dünyada bugüne kadar 30 milyonun üzerinde ziyaretçi çeken enteresan bir sergi. Tam sayı olmasa da İstanbul'a yaklaşık 25 tanesi getirilmiş. Salona girdiğinizde sol tarafta bir oda hazırlanmış ki bu odanın girişinde: etkilenecekseniz es geçiniz tarzı bir uyarı var, çünkü bu oda, cenin dünyasını hafta hafta gözler önüne seriyor.

Body Worlds'e giderken sizlere vereceğim ikinci tavsiye: yanınıza bir doktor ya da iki üç sınıf geçmiş bir tıp öğrencisi almanız. Aksi takdirde hepsi size aynı gelecektir.

Aşağıdaki çalışma vücuttaki her bir parçanın tek tek iplerle demir parmaklıklara asılması sonucu ortaya çıkmış.

Bu arada fotoğraf çekmek içeride kesinlikle yasak ama tabiki biz Türklüğümüzü yine yeniden göstererek ve yasak çiğnenmek için vardır mantığıyla hareket ederek bir iki poz çektik.Taa ki sergiyi gezen kadıncağızlardan birinin: "Fotoğraf çekmek yasak, öyle olsa biz de çekeriz herhalde" şeklinde çemkirdiği o ana kadar.

Aşağıdaki örnek tam üç sene de hazırlanmış. Bu bilgiyi serginin çıkışında yer alan altı dakikalık videoda öğrendik ki bu video aynı zamanda "Plastinasyon" ne demek onu anlatıyor.


Bu da Zürafa işte, hepimizin bildiği. Anlamak için tıp öğrencisi olmaya gerek yok yani :)

Body Worlds Karaköy'de Antrepo-3 de sergileniyor.Tophane'nin o civarlarda. Bu ay sonu da sergi İstanbul'a veda ediyor. Elinizi çabuk tutun derim.

Body Worlds ekibi

Body Worlds Öğrenci Bilet: 19TL
Body Worlds Yetişkin Bilet: 22 TL

Grup indirimleri var ama hiç o işlere girmeyin. Kredi kartıyla da ödeme yapılıyor. Biletleri biletixden de alabilirsiniz, içerdeki gişelerden de.Değişen birşey yok yani fiyat olarak.Ama zaman olarak birazcık fark edebilir.

Sergi hakkında ayrıntılı bilgi için: http://bodyworlds-istanbul.com/
Biletix'den bilet satın almak için: http://www.biletix.com/static.htm?page=sp41

11 Aralık 2010

Six Flags Rollercoaster Park California

Aylar yıllar üstüne yeni post sonunda geldi. Kafam iyiyken, sınavlar da başlamadan, kendimle kalmışken fırsat bu fırsattır. Gelecek istasyon dediğim "Six Flags Rollercoaster Park" dayız. Amerika'nın birkaç şehrinde şubeleri olan bu park dünyanın en eğlenceli parkı olarak gösteriliyor. Biz Los Angeles'a yarım saat mesafede olan şubesine gittik ama nasıl gittik, ne siz sorun ne ben söyleyeyim...



Six Flags Amerika'ya gitmeden önce biletlerini satın aldığım atraksiyonlardan biriydi. Orada internet problemi yaşamamak için elimde koca bir dosya ve içerisinde onlarca çıktıyla gittik ki en iyisini yapmışız. Planladığınız şeyleri gün gün yaşıyor olmanın keyfi paha biçilemez bir durum.

Kaç gün öncesinden stres başladı ablamla eniştemde tabi. Ben daha önceki Amerika maceramda bu deneyimi yaşadığımdan gayet rahattım çünkü bize göre göründüğü kadar korkunç değildi ki rideları yaşadıktan sonra bu yargımıza daha bir inanmıştık.Her gün bizi erken saatlerde kaldıran eniştemin Six Flags e gideceğimiz gün uyandığı halde saat 13:00 a kadar bize bir tık etmeyişi olayla ilgili gerginliklerini sizlere hissettiriyordur. Zaten otoparka arabayı çektiğimizde karşımıza çıkan bu görüntü aslında herşeyi açıklıyordu. :)


Bu turuncunun adı Goliath. Parkın içinde onlarca alet var.Ama bu bizim için en özeli.Çünkü aynı insan eniştemin trenin en tepeden indiği her anda bakın bakın ve vay anasına tarzı tepkileri günün repliği olmuştu artık :) En iginci de baktık baktık ama binemedik. Çünkü binmemek için elimizden gelen her türlü oyalanma hallerini yaşıyorduk. Yemekler, kahveler, tuvaletler, alışverişler bitmiyordu ki bir atraksiyon yaşayalım. En ilginci de ablamın: "Biliyor musunuz, ben çok sıkıldım" cümlesini kurmasıydı, hem de dünyanın en eğlenceli EĞLENCE PARKI'nda. :)

biz ve Six Flags & Six Flags ve biz


Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Seviyesi en düşük olan ridedan sonra, gerim gerim gerilen çiftimiz "Scream" isimli ridea binmemizin ardından park alanını terk etme kararı aldı. Ablam trene binmeden önce garip, delirmeye yönelik tepkiler vermeseydi, zorlayacaktım aslında. :))) Adrenalin dolu parktaki gezimizi Polyanna bir şekilde tamamlamaya karar verdik. Looney Tunes karakterleriyle fotoğrafımızı çekildik ve unutulmaz birer kap dondurma yedik. Üstelik Türk bir Work&Travel maceracısı arkadaşımızın elinden.:)

Amerika' ya gidildiği zaman olmazsa olmazlardan biridir "Six Flags". Oraya gitmeden dönerseniz gözüme görünmeyin nalet olasılar. Öpüldünüz ;)

Six Flags Park Ücreti : 35$
Dondurma: Sanırım 8$ falandı.

22 Ekim 2010

Universal Studios Hollywood

Uzuun bir aradan sonra selamlarımı sunarım güzel insanlar. Yaz tatiliydi, ev taşımaydı, kayıt yenilemeydi ancak oturdum ama bundan sonra bu işi bi düzene sokacağım, merak etmeyiniz. Kaldığımız yerden devam etmemiz için eğlenceli bir şeyler sergilemem gerekiyordu ki film stüdyoları imdamıma yetişti. Bayanlar baylar; eğlencenin başkenti universal studiolarına hoşgeldiniz.


Arabayı parkediyorsunuz, asansör kapıları açılıyor ve böööyle bir dünya karşılıyor sizi. İmax sinemasıyla, restaurantlarıyla, meşhuuur Hard Rock Cafesiyle ve onlarca tekstil ve hediyelik eşya mağazalarıyla 500 metrelik Cityloft universal studioların alışveriş alanı:(Tabi buralarda sevgili ablam Alev'i tutabilene aşk olsun)



Burası da aynı yerin akşam versiyonu: Yani enişte Caco'ya inmenin indiği o dakikalar:

Universal Studiolar onlarca ride dan oluşan bir eğlence merkezi. Ride dediğim şey de ray sistemlerine oturtulmuş belirli filmlerin içeriğinden oluşan 1-2 dakikalık eğlence aracı. Bunlar da ride lardan fırlayan bazı karakterler işte :)


Ride demişken böyle birşeyi kastediyorum. Mesela Simpsonslar. 2008 yılında kurulmuş bu bölümde bindiğiniz 8 kişilik makineyle yükselerek bir simspons çizgi filminin oyuncusu oluyorsunuz. Bir makinede olmanıza rağmen aletin rollercoaster hissi yaşatması da "adamlar yapmış abi" cümlesini kurmamıza sebep olan şey zaten ;) O şey bu şey yani...

Bu da içeriye girer girmez hurrraaaaa,koşun diye herkesin bir an önce sıra oluşmadan üşüşmeye çalıştığı çok meşhur studio turdan kesitler. 45 dakika bekleyerek huzura ulaştığımız bu turda; geçmişte çekilen filmlerin setlerini gezerken, orada kullanılan arabalar ve evleri de cıbıldak gözle görebiliyorsunuz. Tabi yeni çekilmekte olan filmler ve çekimi devam etmekte olan dizilerin de setlerini görebiliyorsunuz(Desperate Housewives gibi). Biraz sıkıcı gibi anlattım belki ama bu 45 dakika da size yaşattıkları heyecan apayrı bişe. Tepemize kamyonun düşmesi, suların bizi lop etmesi, jaws köpek balığının yeniden doğuşu zart zurt.Aracın tepesinde ekranda gösterilen filmi size yaşatıyolar sonuç olarak.Gidin görün canım, onu da anlatırsam ne heyecanı kalır.Haa bu arada 45 dakika bekleyerek huzura ulaştık dedim ya hani. Bilet satın alırken fast pass diye bir seçenek sunuyolar size. Bununla hiç beklemeden istediğiniz ride a en önden binebiliyorsunuz. Tabi bir bedeli var: normal bilet bedelinin 4 katı kadar ;) Para var, huzur yok demeyin yani.


Bu da 1995 yapımı "Waterworld" filminin yarım saatlik canlı filminden görüntüler. İlk söyleyeceğim şey, içeriye girdiğiniz de mümkün mertebe en arkalara oturun, aksi takdirde sudan çıkmış balıktan beter oluyorsunuz.Adı üstünde ya zaten "Su Dünyası" Bugün CNBC-e de izlediğiniz birçok dizinin yardımcı oyuncuları tarafından vardiyeli olarak hayata geçirilen bu gösteri de uçan adamlar, düşen uçaklar vb... onlarca atraksiyon var. :)


Gelelim Universal Studiolar'ın 2010 yılında patlattığı bombasına: "King Kong 360 derece 3D." 3D demelerine bakmayın siz, oldukça mütevaziler bu konuda. Bizce 45D falan.Bu deneyimden sonra Türk sinema sektörüne ne denli bir katkım olur bilmiyorum. Yine Studio Tour içerisinde simsiyah bir tünelin içerisinde filmin yaratıcısı Peter Jackson'ın konuşması ile başlayan atraksiyon son nokta. Başka da bişe demem. Buyrun!

Universal Studios Giriş Ücreti: 59 $ (herşey dahil)

3 Eylül 2010

Yaşayan Cennet "Edinburgh"


Oyy çok şükür, görüştük.İki koca ay olmuş yahu buraya bişe yapıştırmayalı. Ama sanmayın ki bu süreçte öyle boş oturdum. Onların da sırası gelecek ama önce tozlu raflarımda kalan (çok uyuz bir tabir oldu biliyorum) Edinburgh mucizesini patlatayım da İskoçya'da rahat etsin, ben de.

Edinburgh'a gelinir, önce bi şok olunur, gözler silinir, bi daha şok olunur, noluyo lan, ben nerdeyim tarzı tepkiler verilir, -ulunur,-ilinir zart zurt...Çok klişe tabirler kullanacağım: Eski bir tarih filminden fırlamış gibisiniz burda, masal kahramanı da sizsiniz...Nerede yenilir? -Grassmarket. Neresi gezilir? -Edinburgh Kalesi, Cesur Yürek filminin çekildiği yeşillikler !?! Gezmek için en iyi yöntem? -Citysightseeing turları...

Edinburgh Kalesi'ni şehre girer girmez gözünüzün içine sokuyorlar zaten. Harry Potter'ın bazı filmlerine de ev sahipliği yapan(Hogwarts School) yerdir burası.Aynı zamanda meşhuuuuuur Brave Heart(Cesur Yürek) filmi için de kullanılmış bir yer! Şu dipnotu vermek isterim: İçeride tarihe dair hiçbir iz olmamasına rağmen, Kütahya porseleni modeli porselenler, dandirik Çin bibloarıyla vs vs donatılmış ve abartılmış olması; adamların ülkelerine turist çekme işini ne kadar başarıyla yapabildiklerinin bir göstergesidir. Biz utanmaya devam edelim bu beceriksizliğimizden ötürü.

Bu da "World is Mine" klasiklerinden Ben ve Zart&Zurt ve Ben

Gidilmesi gereken bir başka yer ise hemen kaleye çıkılan yolda giderken solda dönerken sağda bulunan "The Scottish Whisky Experience".Kafanız bi milyon olana kadar bedavaya viski içebileceğiniz on numara bi yer.Meşhur Scotch Whisky leri tadmadan dönmeyin derim...Kahvaltı olayına hiç girmiyorum, görünen köy kılavuz istemiyor.

Edinburgh u en güzel yapan şey ne derseniz; parkları. Türkiye de hiçbirimizin işi olmaz parklarla, bahçelerle. Böyle yerlere gidince pek bi kıymetli oluyor ama burası da hakketen bambaşka güzellikte bir yer. Şehrin ortasında bu postuma bu başlığı vermeme sebep olan yer: Yaşayan Cennet Ödülü: Edinburgh


P.S: Edinburgh diye yazılır, Edinbura diye okunur. For your info!

Glasgow-Edinburgh Bus Ticket: 8 pound
Edinburg-Aberdeen Bus Ticket: 12 pound
The Scottish Whisky Experience: Free
Edinburgh Castle: 16 pound
Citysightseeing Tour: 11 pound