.

NEXT STATION : LONDON
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2011

Las Vegas Baby

Las Vegas, ABD'nin Nevada eyaletinde bulunan Mojave Çölü üzerinde kurulu, kumar ve eğlence yerleriyle ünlü bir kent. Aynen böyle tanımlanmış internet ansiklopedisi Wikipedia'da. Dünyanın en lüks ve en eğlenceli kenti için Los Angeles'dan yola çıktık ama; beş saat boyunca aşağıdaki iç sıkıcı manzarayla yolculuk etmek hakikaten kâbus gibiydi. Camı açayım demeyin, hava 50 derece...



Akşam saatlerinde vardığımız şehrin ışıkları hafiften parlamaya başlamıştı ama ben o şaşalı kısma sonra geçeceğim. Önce böyle artistik bir pozla mevzuya giriş yapma arzusu içerisindeyim. Müsaade ediniz. :P



Bilmenizi isterim ki, şu anda, bugüne kadar hazırlamış olduğum en uzuuuuuuuuun postu okumaktasınız. Yazı bittiği zaman akan salyalarınızdan ben sorumlu değilim. Bir sene geçti, ben hala toparlıyamıyorum. Bu mu lan Las Vegas diyip önyargılı olmayın a dostlar. Gündüz, bir boka benzemediği konusunda hemfikiriz.



O yüzden gündüz yapılacak en iyi şey, otelin havuzunda serinlemek. Hava 45 derece olunca suyun içinden çıkmıyorsunuz ama suyun derinliği de 45 cm olunca içine yerleştirilen şezlonglara oturmaktan başka bir halt yiyemiyorsunuz. Görüntüler "Wynn-Encore Beach Club'dan" Beach Club dediğime bakmayın, herşey yapay. Çölün ortasında daha fazlasını aramayın zaten. Ayıp.



Bilin istedim: "O kadar inanıyorlar ki o rakamın uğursuzluğuna uçaklar da, asansörler de, tiyatrolar da öyle bir numara yok, yok! Bakınız: 13?" 



Veee filmlerde, dizilerde, rüyalarda, hayallerde görmeyi düşlediğim şey. Las Vegas'da bir gece konakladığımız otellerden "Stratosphere" deyiz. Atakule'nin iki katı yüksekliğindeki bu kulenin manzarası için yorumum "      ". Burası muhtemelen Vegas'ın en ucuz otellerinden. Geceliği 27 dolara iki double yataklı bir odada ikamet ettiğimizi hatırlıyorum. Üstelik bu manzarayı izlemek normal şartlarda 14 dolar para istiyorken, otel müşterilerine ücretsiz giriş imkanı sağlıyor. Gayet bildiğiniz beş yıldızlı otel. Sol üstteki fotoğrafta otelin müzikal showundan. "American Superstars"



Şöööyle biraz sokaklara inelim. Dünyaca ünlü İtalyan "Bellagio" otelin önündeyiz. Her yarım saatte bir,çalan bir müzikle eş zamanlı, 3-5 dakikalık bir havuz showun sergilendiği bu otel Vegas'ın simgelerinden biri. Otelin kumarhanesi de en büyüklerdenmişmişmiş...




Vegas sokaklarından kesitler. (Excalibur, Caesars Palace, Paris, Monte Carlo Hotel)



Bunlar da bahşiş karşılığı foto çektirmeyi kabul eden Jack Sparrow'lar, Elvis Presley'ler, Gülben Ergen'ler falanlar filanlar...(Bahşiş = 1Dolar)



Las Vegas'da ne var hacı derseniz? Dünyanın en ünlü otelleri, kumarhaneleri, müzikalleri, showları var derim size. Otellerin birçoğu birbiriyle yer altından, üstünden geçitlerle birbirine ekleşmiş. Işıklanmamış hiçbir tarafları kalmamış. Bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün orduları da....


Şehir aynı zaman da dünyanın önemli kentlerine ev sahipliği yapıyor: Paris, New York, Mısır, Venedik, Roma bunlardan birkaçı. Eyfel Kulesi'ni, Özgürlük Heykeli'ni orjinal boyutunda görebileceğiniz başka bir memleket bulamazsınız dünyada. (Paris ve New York'dan başka)<==Gerizekalılar için


Ayrıca herşeyin legal olduğu bir kent Las Vegas. Sokakta sizlere kadın pazarlamak için elinize resimli kartlar, kataloglar tutuşturan yüzlerce insan var. Bazı otellerin odalarındaki çekmecelerde de bu katologlara ulaşarak "Temel İçgüdü" filminin başrol oyuncusu olma şansını yakalayabilirsiniz.(+18)




Mesela Venedik. O gördüğünüz bulutlar duvar kağıdı, orası da kapalı bir alışveriş merkezi. Favorilerimden.



Gel gelelim New York'a. Brooklyn Köprüsü'nden, gökdelenlerine kadar koskocaman bir alan kaplıyor Las Vegas'da. En önemli atraksiyonu ise gökdelenleri sarıp sarmalayan korkunç bir rollercoastera sahip olması.




Burası da Luxor. Piramitler, develer, hendekler. Dünyaca ünlü sihirbazlardan Criss Angel'ın Cirque du Soleil ile işbirliği sonucu performe edilen "Believe" isimli show bizzat burda sergileniyor. Zaman olmadığından gidemedik ama aldığımız duyumlara göre Vegas'ın iyilerinden değilmiş.



Vegas'da şıklık, lüks o biçim. En sık görebileceğiniz renk: gold. Her yer varak hesabı kaplanmış. Otellerin içlerinden görüntüler (Wynn, Encore, MGM Grand Hotel, Bellagio)



+21 yaş / Veee kumar. Önüm arkam sağım solum her bi taraf oyun makineleriyle dolu olunca en tövbelisi bile buluyor kendini bir aletin başında. Alev'in bu konudaki hırsı ve başarısı kesinlikle göz ardı edilemez. İkimizin de 20 doları, beş dakikada ne hale getirdiğimiz aşağıdaki kuponlarda yazılı. 21 yaş altındaysanız ve güvenlik tarafından buralarda dolaşırken, oynarken tespit edilirseniz kumarhanenin dışına yönlendiriliyorsunuz. Aynı şey içkili restaurantlar için de geçerli bu arada. Ege yüzünden ne kadar fanteziden geri kaldık. Ben de 20ydim ama sakallardan yırtıyordum.

Bu arada dipnot: Kumar kötüdür, bağımlılık yaratır. Dediğimi yapın, yaptığımı yapmayın.



Ben Beyonce konserini 10 günle kaçırmamın hüznünü yaşarken kentin büyük otellerinden MGM Grand'de karşımıza çıktı usta sihirbaz David Copperfield. Fotoğraf çekmek kesinlikle yasaktı ama uyarı yeme uğruna bastım deklanşöre. Türk'üm ulan ben!




Bir zamanlar İstinye Park'da da yer alan ama şu anda yerinde H&M esen, efsane restaurant Rainforest Cafe'deyiz. Görünen köyün kılavuz istemediği anlardan biri. Sadece açız!



En son paylaşmak istedim, çünkü Las Vegas'ı bizim için en unutulmaz kılan şeydi bu show. Adı "Le Reve". Kaldığımız otelin tiyatrosunda gösterimde olan, Amerika'da yaşayan arkadaşlarımız tarafından çokça tavsiye edilen bu show doksan dakika ağzımızı kapayamadığımız bir rüyaydı bizim için.



Showdan görüntüler:




Olumlu, olumsuz bütün eleştri, fikir ve önerilerinizi beklemedeyim.


Le Reve Show: 150$
David Copperfield Show: 100$
Wynn Otel Gecelik: 229$
Stratosphere Otel Gecelik: 27$
American Superstars Show: 35$

23 Mart 2011

Madame Tussauds Müzesi New York

Amerika'daki son günümüzdü. Bir arkadaşımızı yolculamıştık, bir diğeri de yorgunluktan gebermek üzereyim diyip bizi ekip, otelde kalmıştı. Aslında günün amacı Gizem adlı sarı kafalı arkadaşıma bilgisayar almaktı. Taa ki kendimizi Times meydanında bulduğumuzda gördüğümüz aşağıdaki tabelaya kadar. Aslında planlıyorduk buraya gitmeyi ama çok da fifi tarzı takılıyorduk(Amaaan PpPpP). Sonra düşündük. Cebimizde kalan son parayı dünyanın en iyi balmumu heykeli müzesine vermeyecektik de ne edecektik?


Madame Tussauds, dünyada önce Paris'de kurulmuş, daha sonra 1800 li yıllarda Londra'ya taşınmış ve şu anda dünyanın önemli kentlerinde (Las Vegas, Londra, Amsterdam, Hollywood, New York, Hong Kong, Berlin, Bangkok, Shangai, Washington, Wien) bulunan, global alanda ün yapmış insanların orjinal vücut ölçülerince hazırlanan bir heykel sergisi. Abi nasıl yapıyorlar bu heykelleri, çok enteresan zart zurt işine girmeyeceğim, yazsam okuyacaksınız sanki! Ama ille de öğrenmek isteyen varsa buraya tıklasın bir zahmet. Aldığım son bilgilere göre bu sene uyuz Justin Bieber'ın da heykeli eklenmiş. Bakınız aşağıda ölçülerini alıyorlar.


Beyonce Mix - Söyleyecek sözüm yok!


Bu da işte arkadaşlarla eğleniyoruz tarzı görüntüler vermek için cebelleştiğimiz ve evet, en yaratıcı pozu ben yarattım şeklinde sidik yarıştırdığımız fotolardan birkaçı. Bizimkiler işte: Britney, Madonna, Shakira falan.


Bunlarda sarı kafalı Gizem'in marifetleri. Angelina'ya olan bakışına dikkatinizi çekmek isterim.


Lady Diana bile ordaydı! Ölü, diri hiç farketmiyor! Müzede heykeli bulunan tek Türk: Atatürk. Ama New York'a konmamış henüz. Londra'da bizzat gördüm ama başka hangi şehirlerde var bilgim yok.


Daha ayrıntılı bilgi için Madame Tussauds un official internet sitesini gezebilirsiniz. Oha! Yarın hemen gitmem lazım derseniz, burdan biletinizi bile alabilirsiniz. Bunun Londra versiyonu da var daha, bekleyin. ;)

Not: Saçlarımın uzunluğu ve kıvırcıklığı, tenimin karalığı ve zayıflığımla alakalı şokunuzu ifade etmek isterseniz mail adresim afkaranis@hotmail.com :)

Giriş Bileti: 35 $

22 Mart 2011

Uçsuz bucaksız "Ocean Beach"

San Diego'nun Alaçatı'sı. "Surf"ün merkezlerinden birisi Ocean Beach. Fotoğrafta fuzuli yere beni aramaya kalkmayın. 100 kiloluk bir bedenin bir tahta parçası üzerinde kendini dengede tutması fizik kurallarına aykırı.


Denizi diğer beachlere göre biraz daha kirliydi ama yine de uçsuz bucaksız haliyle görülmeye değerdi.


Bu da biz ve birkaç velet işte!

16 Mart 2011

"Pacific"im "Beach"im

Uzatmayacağım çünkü görünen köy kılavuz istemeyecek. İşte Pacific Beach:


San Diego'ya 40-45 dakika uzaklıkta, 300 metre de gitsen hala dizlerine gelen denizi, bizim ülkeye dönüşten bir hafta sonra aynı yerde bir kişinin canına kıyan köpekbalıkları, sabah 6 da gidip uyuyakaldığımız, polis tarafından uyandırılıp, bir daha uyumamız halinde hakkımızda işlem yapacağını söylediği, haftasonlarımızın vazgeçilmezi, dünyanın somut cennetlerinden biri.



Şu an evde bu postu hazırlamayı değil, orda umarsızca güneşlenip, yüzmeyi hayal edelim. Gevşeyelim, gevşeyelim, eveeet çok güzel. Neyse polis geliyor, uyanın!!!

15 Mart 2011

Palmiyeler ve "Santa Monica"

Bu ara hep santalardan gidiyoruz ama söz, bu sonuncusu. Santa Monica, Los Angeles'a 15-20 dakika uzaklıkta, California'nın en güzel beachlerinden birine sahip güzel bir kasaba. Santa Monica College bölgenin en önemli okullarından diye geçiyor. Daha otoparka gelir gelmez başladık fotoğrafları çekilmeye. Bu güzellik karşısında bir saniye daha bekleyemezdik. Bu arada fotolarda gördüğünüz kişi Fatmagül'ün yengesi Mukaddes Yenge değil, bizzat ablam. Saçlardan ötürü bi yanlış olmasın da! :P


Bu memlekete bayağı bir aç düşmüş olacağız ki kendimizi acilen güzel bir yer bulmaya adadık. Tabiki günü kurtaran mutfak yine İtalyanlarınki oldu. Benim sebzeli lazanya dışındaki mamüller tarafımızca pek de beğenilmedi aslında. Ablamın klasik kremalı tavuklu fettucine sevdası bile pek tatmin etmedi onu, o kadar açlığa rağmen. Caco'nun pizzasından hiç bahsetmiyorum bile. :)


Karınlar doyunca mutlu mesut attık kendimizi yollara. Laf kalabalağına gerek yok. Binlerce palmiyeyle çevrilmiş, kocaman caddesiyle işte Santa Monica sokakları

Dipnot: Ablam ordaki dansözden daha iyi dansediyordu. Sol alttaki fotoğrafta da iddiasını gözler önüne seriyor zaten. Anadolu'nun bööğründen kopmuş gelmişiz ne de olsa...

14 Mart 2011

Jet Sosyete Hesabı "Santa Barbara"

Kulaktan dolma bilgilerle keşfettiğimiz bir yer burası. Açıkçası Amerika'ya gitmeden önce şahsı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Tamamen ordaki arkadaşlarımızın bitmek bilmeyen methleri sonucu gitmeye karar verdiğimiz bir yer. İyi de etmişiz. Ladies and gentleman, please welcome SANTA BARBARA (Böyle daha havalı oluyor).


Los Angeles'a arabayla 45 dakika mesafede olan Santa Barbara, izlenimlerimize ve daha sonradan araştırdığımız bulgulara göre jet sosyetenin nabzının attığı yermiş. Sosyete nerde, Türkler orda tabiki. Bakınız bizzat bir garden partinin içindeyiz, üstelik dans ediyor, eğlenir gibi yapıyoruz. :)


2010 da tekrar ayak basıp, oralara gitmemek olur mu hiç? Santa Barbara sokakları ve biz

Burası da arabımızı park ettiğimiz yerin yanıydı hemen, güzel bir sahil. Herhalde en eğlenceli vakti burada geçirdik. Ay aman denizleri aş da gel kurbanın olam hesabı pozlarımız çekiliyor, veda öncesi son buselerimizi alınlarımıza konduruyorduk.


Ne yiyeceğim derdinden sizi kurtaran İtalyan restaurantlarından biri. Lazanya çok yağlıydı ama gerçek tramisu bu yediğim olmalıydı.


Oldu o zaman.

13 Mart 2011

Ekmek kapım "San Diego" :)

Bu fikir 2008 ayının Mart ayında nerden geldi girdi beynime bilmiyorum ama öyle iyi bir fikirmiş ki hayatımın gidişatını epey bir etkiledi. "Work and Travel" programından bahsediyorum, Türkçe meali "Çalış ve Gez" olan programdan. Üniversitedeki ilk yılımın bitişi ve hayatımda ilk kez yurtdışına çıkıyor olmam. Allah'ın Trabzon'undan Amerika'nın en dibine gidecek olmam, 20 yaşında, tek başıma!

Bisiklet taksicilik Amerika'da sadece New York ve San Diego'da var. San Diego'nun New York'a göre daha küçük, daha ucuz ve suç oranı Amerika'nın en düşük şehri olması kendimi orda bulmama sebep oldu diyebiliriz. İstanbul'dan San Diego'ya nasıl gittim anlatmayacam çünkü kafasında ufacık da olsa gitme fikri olan insanların hayallerini yıkmak istemiyorum. Türkiye'den aracı şirketle ulaştığım Türk bisiklet kiralama dükkanı sahibi abimin verdiği oryantasyon sonucu haftalık 175 dolara kiraladığım bisikletimle artık sokaklardayım. Fayton düşünün, ben at görevi görüyordum. Ama Amerika'da insan emeğine dayanan işler o kadar değer görüyordu ki, aldığım bahşişler zaman zaman istediğim ücretin bile üzerinde oluyordu. :)


Resimde sağ altta gördüğünüz kişi Santa, pedicabçilerin babası. Pedicabçi biz oluyoruz bu arada. Santa homeless(evsiz) bir hayatı tercih etmiş, 900 dolar işsizlik maaşı olan, 7 sene önce Müslüman olmuş inanılmaz bir insandı. Onun üzerindeki çiftte ilk müşterilerim. Kadını ilk gördüğümde Cameron Diaz zannetmiş olmamda sıkıntı yok bence? O da kendini öyle sanıyordu zaten.

Burası da Meksika sınırı, outletin kalbi, hafta içi paraları kazanıp, hafta sonu sıfırı tükettiğimiz yer


Veee Gizem San Diego'da. Aynı şirketle Amerika'ya maceraya atıldığım okuldan yakın arkadaşım, Ohio'dan bizim buralara uçtu, arabamızı kiraladık ve 12 gün boyunca toplamda dört kişi California'nın tozunu fena attık.


Amerika'ya gidip Beyzbol maçına gitmemek olmaz tabi. San Diego bu konuda başarılı şehirlerden biriydi herhalde ki, stadda boş yer yoktu. Yalnız bir sorun vardı, biz beyzbol nasıl oynanır bilmiyorduk, maç boyunca sadece ööööyle bakıyorduk. Mesela maç bitmişti, ama biz hala oturuyorduk.


Burası da San Diego Convention Center. Amerika'daki birçok ulusal ve uluslararası kongrelerin ve toplantıların yapıldığı yer. Dünyaca ünlü Comic-con festivali de burada yapılıyor. Akşam vakti yapabildiğimiz en yaratıcı şey isimlerimizin baş harflerinin bulunduğu kapıların altında fotoğraf çektirmekti. İdare edin işte ;)


2008 de ordayken, 2010'da tekrar orada olabileceğim ihtimalini hiç düşünmemiştim aslında. Abla kardeş enişte ayaklandık ve geçtiğimiz yaz Amerika'yı yeniden keşfettik. İşte San Diego sokakları ve biz & biz ve San Diego sokakları


Bu da Midway. Pearl Harbor savaş gemilerinden biri. Acayip büyük, üzerinde onlarca savaş uçağı yer alan Amerika'nın şu anki önemli müzelerinden biri. Sağ alttaki fotoğrafı orada yaratmayanı dövüyorlardı.


Midway'in hemen yanındaydı bu heykeller, bizim iq larımızın 10 a düştüğü dakikalar olacak ki çok eğleniyorduk. Etrafımızda bize bakan kötü bakışları farkedip geçmişini okuduk arkadaşların. Savaş gazileriymiş meğer, utandık ve topuk!


The Fish Market Restaurant San Diego'nun en sosyetik restaurantı. E biz de Türk olunca hemen yerimizi aldık tabi. Burası aynı zaman da balıkları çiğken de satın alabileceğiniz bir balık kasabı. Yemekler mi? Anlatılmaz ki! Buyrun...


Hazır yemekten girmişken olaya, 21 yaş altındayken bulunduğum ve içkili olması sebebiyle giremediğim Fred's Mexican Cafe'yi anlatayım. Amerika'nın en ünlü fajitacıları diye geçiyor literatürde. Evet zamanı gelmişti, artık büyümüştüm, 22 yaşındaydım ve Fred's in meşhur Margaritasını yudumlarken mutluluk pozu verebilecektim.


Sea World (Deniz Dünyası) San Diego'nun dünya çapındaki atraksiyonlarından biri. Yorgunluktan geberdiğimiz ama biletini aldığımız için gidelim bare dediğimiz, enişte Caco'nun: "Siz makinelere binin, ben sizin fotoğrafını çekeyim" tarzı iyimser cümleleri, yunuslar, balıklar, zartlar, zurtlar...


Olmazsa olmaz Coronado Island. San Diego'ya korkunç bir köprüyle bağlanan ve high society dediğimiz kısımın yaşamayı tercih ettiği masalsı ada. Bu da manzarası. Google Earth hesabı :)


San Diego: gelecekte hayatımı kurmayı planladığım şehir. 2012 de okul da bitiyor. E iki senede bir gitmek belliki alışkanlık da yapmış Bu bir mesaj olabilir mi?

Sea World : 59$
Midway : 15$

Yemek fiyatları kişi başı ortalama 15-25 dolar arası. Fuzuli bilgileri kafamda tutmayı severim ama 9 ay geçmiş, bişeyi de abartmayın. :P


11 Aralık 2010

Six Flags Rollercoaster Park California

Aylar yıllar üstüne yeni post sonunda geldi. Kafam iyiyken, sınavlar da başlamadan, kendimle kalmışken fırsat bu fırsattır. Gelecek istasyon dediğim "Six Flags Rollercoaster Park" dayız. Amerika'nın birkaç şehrinde şubeleri olan bu park dünyanın en eğlenceli parkı olarak gösteriliyor. Biz Los Angeles'a yarım saat mesafede olan şubesine gittik ama nasıl gittik, ne siz sorun ne ben söyleyeyim...



Six Flags Amerika'ya gitmeden önce biletlerini satın aldığım atraksiyonlardan biriydi. Orada internet problemi yaşamamak için elimde koca bir dosya ve içerisinde onlarca çıktıyla gittik ki en iyisini yapmışız. Planladığınız şeyleri gün gün yaşıyor olmanın keyfi paha biçilemez bir durum.

Kaç gün öncesinden stres başladı ablamla eniştemde tabi. Ben daha önceki Amerika maceramda bu deneyimi yaşadığımdan gayet rahattım çünkü bize göre göründüğü kadar korkunç değildi ki rideları yaşadıktan sonra bu yargımıza daha bir inanmıştık.Her gün bizi erken saatlerde kaldıran eniştemin Six Flags e gideceğimiz gün uyandığı halde saat 13:00 a kadar bize bir tık etmeyişi olayla ilgili gerginliklerini sizlere hissettiriyordur. Zaten otoparka arabayı çektiğimizde karşımıza çıkan bu görüntü aslında herşeyi açıklıyordu. :)


Bu turuncunun adı Goliath. Parkın içinde onlarca alet var.Ama bu bizim için en özeli.Çünkü aynı insan eniştemin trenin en tepeden indiği her anda bakın bakın ve vay anasına tarzı tepkileri günün repliği olmuştu artık :) En iginci de baktık baktık ama binemedik. Çünkü binmemek için elimizden gelen her türlü oyalanma hallerini yaşıyorduk. Yemekler, kahveler, tuvaletler, alışverişler bitmiyordu ki bir atraksiyon yaşayalım. En ilginci de ablamın: "Biliyor musunuz, ben çok sıkıldım" cümlesini kurmasıydı, hem de dünyanın en eğlenceli EĞLENCE PARKI'nda. :)

biz ve Six Flags & Six Flags ve biz


Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Seviyesi en düşük olan ridedan sonra, gerim gerim gerilen çiftimiz "Scream" isimli ridea binmemizin ardından park alanını terk etme kararı aldı. Ablam trene binmeden önce garip, delirmeye yönelik tepkiler vermeseydi, zorlayacaktım aslında. :))) Adrenalin dolu parktaki gezimizi Polyanna bir şekilde tamamlamaya karar verdik. Looney Tunes karakterleriyle fotoğrafımızı çekildik ve unutulmaz birer kap dondurma yedik. Üstelik Türk bir Work&Travel maceracısı arkadaşımızın elinden.:)

Amerika' ya gidildiği zaman olmazsa olmazlardan biridir "Six Flags". Oraya gitmeden dönerseniz gözüme görünmeyin nalet olasılar. Öpüldünüz ;)

Six Flags Park Ücreti : 35$
Dondurma: Sanırım 8$ falandı.